?> bilim arşivleri - Tepeleme
Ara 082014
 
492 views

EFT’nin Bilimsel Temelleri

(Aşağıdaki yazım 10 Kasım 2014 tarihinde Radikal Blog‘da yayınlanmıştır.)
eftEFT’NİN KÖKENİ

EFT, bildiğiniz gibi Eski Çin Tıbbı anlayışından kaynaklanan ve 1990’larda modernize edilen bir “enerji uygulaması”dır.

EFT terimi Emotional Freedom Techniques sözcüklerinin ilk harflerinden oluşur. Terimin Türkçe karşılığı “Duygusal Özgürleşme Teknikleri”dir.

EFT uygulaması yüz, göğüs ve ellerdeki bazı akupunktur noktalarının parmak uçlarıyla vuruşlar yaparak uyarılması esasına dayanır. Bu uygulamadan amaç, enerji sisteminin dengeye kavuşturulmasıdır. EFT tekniğinin yaratıcısı Gary Craig’in deyişiyle “Enerji sisteminde meydana gelen aksamalar fiziksel, ruhsal veya duygusal sorunlar halinde dışa vurur. Bu aksamalar ortadan kaldırıldığında, sorunlar da ortadan kalkar.”

EFT (tepeleme), Doğu Kültürü kavramlarına dayandığı için Batı kültürü tarafından kavranmasında bazı sorunlar vardır. En basitinden, Batılı bilimsel anlayışta “Enerji Meridyenleri” diye bir kavram bulunmamaktadır. Oysa tüm enerji uygulamaları bu meridyenlerin varlığını temel alır.

(EFT vuruş noktaları için: http://eft-tepeleme.gamet.com.tr/eft-tepeleme-vurus-noktalari/ )

BONGHAN KANALLARI

1962 yılında Koreli bir Bilim adamı olan Kim Bong-han, vücudumuzda kan ve lenf dolaşım sistemlerinin yanısıra üçüncü bir dolaşım sistemi bulunduğunu öne sürdü. Bu dolaşım sistemi çok ince kılcal yapılardan oluşuyordu. Ancak Bonghan bir trafik kazası geçirerek öldüğünde, çalışmaları da rafa kalktı. Çünkü kullanmış olduğu boyama tekniğini başka hiç kimseyle paylaşmamıştı.

Son yıllarda nano-teknoloji alanında yaşanan gelişmeler ve yeni boyama teknikleri sayesinde bu çalışmalar yeniden gündeme geldi ve “primo-vasküler sistem”in varlığı çeşitli bilim insanları tarafından da doğrulandı. Bu ipliksi kanallar şimdi “Bonghan kanalları” olarak isimlendirilmektedir. Sözkonusu kanalların en önemli özelliklerinden biri, insan vücudundaki enerji meridyenleri üzerinde yer alan akupunktur noktalarını birbirine bağlamasıdır.

(Daha ayrıntılı bilgiler için: http://www.gamet.com.tr/bonghan-kanallari/ )

YENİ DENEYLER

Harvard Tıp Okulundan Dr. Dawson Church öncülüğünde yapılan deneylerde EFT uygulamalarının deneklerin vücutlarındaki stres hormonu (cortisol) seviyesini ortalama %24 oranında düşürdüğü saptandı. EFT uygulamalarının beyindeki amigdala merkezini “alarm” konumundan uzaklaştırdığı da elde edilen bulgular arasında.

PSİKO-NÖRO İMMÜNOLOJİK BULGULAR

Yeni bir bilim dalı olan Psiko-Nöro İmmünoloji (psychoneuroimmunology) alanında yapılan araştırmalar sonucunda korku, öfke, üzüntü gibi duyguların bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve bazı hastalıkların gelişmesine yol açtığı kanıtlandı.

Batılı bilimsel bakış açısından elimizde hala yeterince veri bulunmamasına rağmen, EFT uygulamaları duygusal belleklerimizin yeniden şekillenmesinde mucizeler yaratmaya devam ediyor. Yeni tezlerden birisi, bu mekanizmanın aslında DNA düzeyinde etkileşimde bulunduğu yönünde.

Belki de aradığımız bazı yanıtlara epigenetik çalışmalar sonucunda ulaşacağız.

ahmet aksoy

Kaynak: http://eft-tepeleme.gamet.com.tr/eft-nicin-bu-kadar-etkili-oluyor/

Kas 102014
 
402 views

EFT Niçin Bu Kadar Etkili Oluyor?

HARVARD TIP OKULUNDA YAPILAN DENEYLER
Harvard Tıp Okulu’nda yapılan bazı deneylerde, derimizin üzerindeki enerji meridyen noktalarının uyarılmasının, beynimizdeki “amigdala” bölümündeki aktivitenin azalmasına neden olduğu tespit edilmiş.

Amigdala (corpus amygdaloideum), bedenimizin alarm merkezi gibi çalışır. Badem biçimindeki bu minik bölge duygusal hafıza ve duygusal tepkilerin oluşmasında birincil etkiye sahiptir. Herhangi bir tehlike veya korku karşısında bu merkez tetiklenir ve vücutta “stres hormonu” “cortisol” seviyesinin hızlı bir şekilde artmasına neden olur. Stres hormonu düzeyinin yükselmesi ise bünyede çeşitli zincirleme reaksiyonlara kaynaklık eder.

EFT (tepeleme) uygulamaları, stres hormonu seviyesini düşürerek deneyimlenen stres düzeyinin de aşağılara düşmesini sağlar.

Dr. Dawson Church tarafından gerçekleştirilen bir araştırmada, 83 denek üzerinde birer saatlik EFT uygulanmış ve sonrasında deneklerin “cortisol” seviyelerinin nasıl değiştiği saptanmış. EFT’nin yanısıra sadece konuşma terapisi alanlar da bu araştırmaya dahil edilmişler.
Alınan sonuçlara göre EFT uygulanan deneklerde cortisol seviyesindeki azalma ortalama %24 olurken, konuşma terapisi alan veya kendilerine hiç bir uygulama yapılmayan deneklerde gözlenebilir her hangi bir değişim saptanmamış.

PSİKO-NÖRO İMMÜNOLOJİ
Sadece 35 yıllık bir geçmişi olan PNI (Psychoneuroimmunology) bilim dalındaki yeni araştırmalarda pskolojik süreçlerin sinir ve bağışıklık sistemlerini nasıl etkilediği inceleniyor. Elde edilen bulgulara göre endişe, korku, öfke, üzüntü, stres gibi duygular bağışıklık sistemini zayıflatıyor, hatta bazı hastalıklara neden oluyor.

Bonghan Kanalları

Foto: plosone.org

PRİMO VASKÜLER SİSTEM VE BONGHAN KANALLARI
İlk kez 1962 yılında Kuzey Koreli bir bilim adamı olan Kim Bong-han tarafından duyurulan “primo-vascular sistem” ile ilgili araştırmalar, bu bilim adamının talihsiz bir trafik kazasında ölümünün ardından 50 yıllık bir uyku dönemine girdi. Bonghan’ın bulguları ancak 2010’lu yıllarda ve nano-teknolojik boyama yöntemleri sayesinde başka bilim insanları tarafından da doğrulanmaya başlandı. Primo-mascular sistemi oluşturan kılcal kanallara “Bonghan kanalları” adı veriliyor. Bu kanallar 20-30 mikrometrelik çapa sahipler. İşte bu kanallar, enerji meridyenleri üzerindeki akupunktur noktalarını birbirine bağlıyor. Bu yeni dolaşım sistemi, Eski Çin Tıbbı ile Batı bilimi arasında ortak temellere sahip bir anlaşma fırsatı yaratacak gibi görünüyor.

EFT uygulamalarının bu kanallar aracılığıyla DNA bağlantılı bilgi akışına katkıda bulunduğu düşünülüyor. Çünkü, son dönemlerde elde edilen yeni bilimsel bulgular, genetik sistemimizin eskiden sanıldığı gibi statik bir yapıya sahip olmadığını; çevresel koşulların bazı genetik özelliklerin açık veya kapalı duruma girmelerine neden olduğunu gösteriyor. Epigenetik, bu konuda yepyeni ufuklar açmış durumda.

ENERJİ UYGULAMALARI
Kısacası, enerji uygulamalarıyla ilgili olarak henüz elimizde batılı bilimsel anlayışa uygun yeterli bilimsel sonuçlar bulunmamasına rağmen aradaki açıklık yavaş ta olsa kapanma eğiliminde. Örneğin akupunktur çalışmaları pek çok alanda artık kabul görmüş durumda. EFT de -bazı- akupunktur noktalarını kullanarak vücudumuzdaki stres düzeyini dengeleyebiliyor.

Her alanda olduğu gibi, bu alanda da yeni ve olumlu gelişmeler yaşanmakta. Enerji uygulamalarının bilimsel temellerinin açıklığa kavuşması çok fazla zaman almayacak gibi.

Öte yandan, henüz batılı bakış açısıyla bilimsel açıklamalarını tam olarak yapamıyor olsak bile, EFT uygulamaları ölçülebilir pozitif sonuçlar vermeye devam ediyor.

Belki içimizde EFT yöntemine çok katı kurallar çerçevesinde ve olumsuz bakanlar olabilir. Bu arkadaşların kendilerine içtenlikle şu soruyu sormalarını öneriyorum: Newton’un çekim yasası kabul görmeden önce yer çekimi yok muydu?

ahmet aksoy

Kaynaklar:

 

Mar 152013
 
284 views

Kişisel Gelişim ve Bilimsel Gerçeklik Kişisel Gelişim konusunu, bir çok kişinin bir tür “zırvalar silsilesi” olarak gördüğünü düşünüyorum. Açıkçası, üç-beş yıl öncesine kadar ben de benzer şekilde düşünüyordum.

Ancak, 1990′lardan bu yana bilimsel bilgilerimizde pek çok depremler yaşadık. Yaşamaya da devam ediyoruz.

Örneğin insan beyni ile ilgili temel bilgilerimizden pek çoğu değişti. Bunları sıradan bir vatandaşın gözlemleri olarak yazıyorum. Bize öğrettiklerine göre, ya da daha doğrusu benim aklımda kalanlara göre, insan beynindeki hücreler çocukluk yıllarında tamamlanan çoğalma aşamasından sonra, sadece azalmaya mahkumdu. Ayrıca beynimizdeki bölgelerin yerleşimine bağlı olarak herhangi bir nedenle yitirilen hücreler nedeniyle ilgili fonksiyonlar da zarar görür ve bunu onarmak mümkün olmazdı.

Oysa şimdi “neuro-plasticity” kavramının pek çok örnekle desteklenen işlevlerine baktığımızda; beyin hücrelerinin sürekli yenilendiğini, işlev değiştirdiğini, gerektiğinde başka fonksiyonları üstlenmek üzere başkalaşım geçirebildiğini gösteriyor.

Genetik bilgilerimiz de benzer durumda değil mi? Nöroplastisite kavramının beyin hücrelerimize tanıdığı esneklik, epigenetik kavramlarıyla tüm genetik sisteme de taşınmış durumda. İki artı ikinin kaç edeceği artık sadece genetik kodlarla değil, çevresel koşullar da dikkate alarak belirleniyor.

Benzer değişiklikler bilimin başka alanlarında da yaşanmıyor mu?

İşte bütün bunlar, bilimsel katılığın, yerini daha toleranslı bir bakış açısına terketmesi gerektiğini gösteriyor. Bu esneklik bilimsel doğrulardan vazgeçerek, onlardan ödün vererek değil; bakış ve değerlendirme perspektifimizi biraz daha genişleterek, esneterek yapılmalıdır.

Henüz bilimsel olarak kanıtlanmamış olguları reddetmek yerine, onları bu genişletilmiş perspektife göre değerlendirmek çok daha sağlıklı olmaz mı?

Örneğin eski Çin uygulamaları olan akupunktur veya akupressure sistemleri, insan vücudunda enerji meridyenleri bulunduğunu varsayar.  Ama, bu meridyenlerin varlığı bu güne kadar bilimsel olarak kanıtlanabilmiş değil. Yaygın bilimsel görüş, kanıtlanamayan önerilerin reddedilmesiyle sonuçlanıyor.  Bilimsel olarak kanıtlanamıyorsa reddedelim!

O zaman akla şu soru geliyor: Newton’dan önce yerçekimi yok muydu? Çekim yasalarının işlevini gösterebilmesi için onların yasalaştırılması şart mıdır?

1960′lı yıllarda Kuzey koreli bir profesör olan Kim Bong Han tarafından keşfedilen ve kendi adıyla “bonghan channels, bonghan ducts” olarak anılmakta olan bazı organların enerji meridyenlerinin yer aldığı düşünülen bölgelerde yoğunlaştığı ve akupunktur noktaları üzerinden dış dünyayla alışverişte bulunduğu söyleniyor. Hatta bu organların oluşturduğu ağın kan ve lenf dolaşımı gibi üçüncü bir dolaşım sistemi olabileceği belirtiliyor.

Bu bilgiler, benim uzmanlık alanımın dışında olduğu için net ve kesin bir değerlendirmede bulunmam mümkün değil. Fakat ben şunu yapmanın daha gerçekçi olacağını düşünüyorum: Bilimsel bir açıklaması yapılamasa da benzer koşullarda tekrarlandığında benzer sonuçlar veren uygulamalar gerçeği yansıtır. Burada önemli olan girdilerle çıktıların uyumudur.

Örneğin EFT (Emotional Freedom Techniques) sistemi, bazı akupunktur noktalarına parmak uçlarıyla vurarak uygulanıyor. Ben bu yöntemi kendi üzerimde yüzlerce kez uyguladım ve beklediğim sonuçları aldım. Aynı yöntemi başkalarına da uyguladım ve yine beklenen sonuçlara eriştim. Bu durumda, insan vücudunda enerji meridyenlerinin bulununup bulunmadığı, ya da Bonghan korpüsküllerinin uyarılmasının bilinmeyen bir dolaşım sistemini harekete geçirip geçirmediği beni çok fazla ilgilendirmiyor. Sadece, yaptığım uygulamanın sonucunda beklediğim sonuçları alıp almadığım önemli.

Bırakılan taşın yere düşmesi gibi, parmak uçlarıyla insan vücudundaki bazı noktalara yapılan vuruşlar fiziksel, zihinsel veya duygusal bazı sorunların üzerimizdeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırabiliyorsa ve bundan insanlar yararlanabiliyorsa, yapılan iş doğrudur. Zamanı geldiğinde, birileri de bunun bilimsel nedenlerini araştırır, bulur.

Yapılan istatistikler, EFT ile elde edilen olumlu sonuçların %85-%97 arasında olduğunu gösteriyor. EFT’nin sadece placebo etkisi yaratıyor olabileceği savı da bu nedenle gerçekçi değil. Çünkü placebo etkisinin maksimum olumlu değeri ancak %60′lar düzeyine erişebiliyor.

Kişisel Gelişim konusuna “Dene ve Gör” yöntemiyle bakıyorum.

Önce Hızlı Okuma ile başladım. Sonuçlarını aldım. Üstelik bir yan etki(!) olarak yakın gözlüklerimden de kurtuldum.

Şimdiyse EFT (biz buna Tepeleme diyoruz) ile uğraşıyorum ve bu yöntemi herkesin öğrenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu ve benzeri konulardaki araştırmalarımı ve denemelerimi sürdürüyor ve önümdeki yolun beni nereye taşıyacağını heyecanlı bir merakla bekliyorum.

Ahmet Aksoy