?> Mart 2013 - Tepeleme
Mar 272013
 
211 views

Sınav Kaygısı ile Nasıl Başa Çıkabilirsiniz?

Sınav kaygısı

Belli bir düzeydeki kaygı, karşılaştığınız sınavlar için etkin bir motivasyon kaynağı olur.
Ancak kaygının dozu gereken miktarın üzerine çıkarsa, bu kez önemli bir engelleyici haline dönüşür.

Tüm bu sürecin sonuçlarını ilkel beynimizin tanıdığı 3 temel dürtü belirler:

  • savaş
  • kaç
  • ölü taklidi yap

Eğer gireceğiniz sınavın sizde hiç stres yaratmadığını düşünüyorsanız, o sınav sizin için önemli değildir. Belki de sadece ölü taklidi yapıyor veya kaçıyor olabilirsiniz.

İster küçük, ister büyük olsun, bütün sınavlar sizi etkiler. Ama her birine farklı tepkiler verirsiniz.

Aşağıdaki belirtiler sizde de var mı?

  • Terleme
  • Nabız atışınızda hızlanma
  • Nefes daralması
  • Mide bulantısı
  • Kendini sersemlemiş gibi hissetmek
  • Bir boşluk duygusu içinde olmak
  • Herşeyin anlamsız bir hale gelmeye başlaması
  • Endişe
  • Başarmaktan veya başaramamaktan korkma

Eğer önünüzdeki bir sınav yüzünden yukarıdaki belirtilerin tümünü veya bir kısmını yaşıyorsanız siz de sınav kaygısı yaşıyorsunuz demektir. Belirti sayısı fazlaysa, kaygı düzeyiniz de fazladır

Sınav kaygısını tetikleyen inançların bazıları şunlardır:
Yeterince hazırlanmış olmamak veya öyle düşünmek
Kendine güven duyamamak
İyi bir sonuç alabileceğine inanmamak
Sınav sırasında zamanı verimli kullanamamak

Aşırı Sınav Kaygısına Karşı Etkili yöntemler:

  • Sağlığına dikkat et
  • Yeterince ve doğru şekilde hazırlık yap
  • Hedefini iyi belirle
  • Zamanını etkin bir şekilde kullanmayı öğren
  • Kaygı düzeyini ayarla
    • Derin nefes al
    • Kaslarını gevşet
    • Dikkati dağıtacak etkenleri azalt
    • Ritüellerden yararlan
  • Korkularınla yüzleş
  • Olumlamalardan yararlan
  • EFT – Tepeleme yap

EFT – Tepeleme sadece sınav kaygısı için değil, aslında hayatımızın her alanına yönelen kaygı ve beklentiler için kullanılabilir. Üstelik EFT sadece olumsuzluklara karşı bir savunma aracı değil, aynı zamanda beklenti ve hedeflerimizi somutlaştırmamızı sağlayan etkin bir güdüleyicidir. EFT-Tepeleme, yukarıda sözünü ettiğimiz çalışmaların hepsini birleştirip kaynaştırır. Çünkü bu yöntemin özü “kendimizle yüzleşmek”, “zayıf ve güçlü yanlarımızla kendimizi tanımak”tır. Hem korku ve kaygılarımızı, hem zayıf taraflarımızı, hem de güçlü yanlarımızı farkedip tanımamızı sağlar. EFT bizi gerçeklerle yüzleştirir. Ayaklarımızı yere sağlam basabilmemizi, yaşamın gözlerinin taa içine bakabilmemizi sağlar.

İster kendiniz, ister yakınlarınız için olsun; planlanmış sınavlar sözkonusu ise, EFT öğrenmenizi ve onu hayatınızın bir parçası haline getirmenizi öneriyorum. Ayrıca, Tepeleme çalışmalarını içselleştirebilmeniz için kabaca bir aylık süreye gereksinim duyacağınızı da unutmayın. EFT son dakika önlemleri için kullanılacak bir yöntem değildir. Onu yaşamınızın doğal bir parçası yapmanız gerekir.

EFT öğren ve yaşamın denetimini eline al!

Ahmet Aksoy

Not: Yukarıdaki yazıyı, aslına bakarsanız bir hafta kadar önce yazmıştım. Ancak, özellikle YGS sınavına girecek öğrencilerin kafasını son anda karıştırmamak için bekledim. Çünkü alınması gereken önlemler ve yapılması gereken hazırlıklar aslında bir süreçtir. Son anda yapılan girişimler, faydadan çok zarar getirebilir.
Lütfen yukarıdaki yaklaşım ve önlemleri sınav kapıya dayandıktan sonra gündeme taşımayın. İster kendiniz, ister yakınlarınız için olsun, hazırlık sürecine yeterli zaman tanımayı ihmal etmeyin!
EFT ile hemen tanışın!

Mar 172013
 
217 views

Kırmızı Kalem Sendromu

Kırmızı Kalem Sendromu

2013 yılının Ocak ayında, Colorado Üniversitesi sosyologlarından Richard Dukes ve Heather Albani, Journal of Social Science dergisine bir açıklama yaptılar. Bu açıklamada, sınav kağıtlarına not verirken kırmızı kalem kullanılmasının öğrencileri tedirgin ettiğini, öğretmen-öğrenci ilişkilerini zayıflattığını ve belki de öğrenme düzeyini düşürdüğünü söylediler. Araştırmacılar, yaptıkları deneylerin sonucunda kırmızı yerine mavi veya yeşil kalem kullanımının daha gerçekçi tepkiler yarattığını saptadıklarını vurguladılar.

Bu görüşleri paylaşan çevrelere göre not verme sırasında kırmızı kalem kullanılması, öğrenciler tarafından bir “tehdit” unsuru olarak algılanıyor.

Buna karşın bazı eski eğitimciler, kırmızı kalem kullanımını savunuyor ve bu rengin uyarıları daha kolay algılanır hale getirdiği için öğrenciler tarafından da desteklendiğini söylüyor.

Kırmızı rengin “vurgulama” özelliği taşıdığına katılmamak mümkün değil. Ancak bu rengin, olumsuz uyarılar için öğretici yanından çok, tehdit edici, aşağılayıcı yanının çok daha baskın bir nitelik taşıdığı muhakkak.

Bazı gözlemciler, bir çok insanda kitap okumayı ve yeni şeyler öğrenmeyi zorlaştıran blokajlar olduğunu ve bu blokajların “Kırmızı Kalem Sendromu” nedeniyle ortaya çıktığını söylüyor. Çevrenize bakarsanız, bu tür örnekleri kolayca görebilirsiniz.

Elbette suçu sadece “kırmızı kalem”e yüklemek doğru değil. Sorunun aslını, öğrencilerin arkadaşları önünde küçük düştüğü, aşağılandığı, kendisini değersiz hissettiği olaylarda aramak lazım.

Bazı derslerde zorlanan ve o derste başarılı olmadıklarını söyleyen öğrencilerin pek çoğunun geçmişinde, o dersle ilgili olumsuz bir anı vardır. Bu tür olumsuz anılar, o kişilerin bilinçaltı tarafından “başarısız duruma düşmemek için hiç denememek” stratejisine dönüştürülür. Başarısızlık baştan kabul edilir ve o konuda risk alıp çaba gösterilmez.

Bu davranış, “cam tavan sendromu” olarak ta adlandırılıyor.

Fillerin eğitiminde aynı yaklaşımın bilinçli olarak kullanıldığını duymuşsunuzdur. Bebek fillerin ayaklarına kelepçe takılıyor ve bu kelepçe güçlü bir zincir veya halatla, zorlasalar da sökemeyecekleri bir kazığa bağlanıyor. Bebek fil, bu kısıtlamadan kurtulabilmek için her yolu deniyor ama, nafile!.. Sonunda pes ediyor. Ve ömrü boyunca bir daha asla prangasından kurtulmaya çalışmıyor. Muazzam bir fiziksel güce sahip olan yetişkin filleri, basit zincirler, oldukları yerde tutmaya yetiyor.

Kesin bir kaynak olmasa da, bazı sirk yangınlarında fillerin, kaçamayacaklarına inandıkları için yanarak öldükleri anlatılıyor.

Farkında bile olmadan, bizler de aynı duruma düşmeyelim. Nedeni ne olursa olsun, geçmiş yaşamımızda edindiğimiz blokajlardan kurtulmak mümkün. Bilinçaltı Sorgulama ve EFT-Tepeleme bu sorunları çözmenize yardımcı olur.

Sizde, çocuklarınızda veya çevrenizde benzer sorunları yaşayanlar varsa bizimle bağlantı kurmanız yeterlidir. Sorun varsa, birlikte çözeriz!

Ahmet Aksoy

Mar 152013
 
236 views

korkularınızı tepeleyin

Büyük olasılıkla, sizin de kurtulmak istediğiniz korkularınız vardır.  Eğer yoksa, şanslı azınlıktansınız ve bu yazıyı okumaya ihtiyacınız yok demektir. Varsa, korkularınızı Tepeleyin!

Demek ki siz de genel çoğunluğa dahilsiniz. O halde bu yazıyı sonuna kadar okuyun ve yaşam kalitenizi yükseltmenin en pratik yollarından birini öğrenin: EFT – Tepeleme.

EFT – Tepeleme, korku ve fobilerle başa çıkmada giderek daha fazla kabul gören bir araçtır. EFT, sizin de yaşam kalitenizi arttırmanıza, sizi rahatsız eden korkulardan onlarla yüzleşerek kurtulmanıza yardımcı olabilir.

Günümüzde en çok rastlanan fobi ve korkulardan bazıları şunlar:

  • Açık yer ve kalabalıktan korkma (Agorafobi)
  • Asansöre binmekten korkma
  • Başarmaktan korkma
  • Başarısızlıktan korkma (Kakorafiyafobi)
  • Böcek korkusu (Entomofobi)
  • Cinsellikten korkma (Erotofobi)
  • Dişçi korkusu (Dentofobi)
  • Hastalık korkusu (Patofobi)
  • Hastane korkusu (Nozokomefobi)
  • İğne korkusu (Belonefobi)
  • Kapalı yerde kalma korkusu (Klostrofobi)
  • Karanlıktan korkma (Akluofobi)
  • Kedi korkusu (Ailurofobi)
  • Kitap korkusu (Bibliofobi)
  • Korkmaktan korkma (Fobofobi)
  • Köpek korkusu (Kinofobi)
  • Örümceklerden korkma (Araknofobi)
  • Reddedilme korkusu
  • Sınav korkusu (testofobi)
  • Toplum önünde konuşma korkusu
  • Trafiğe çıkma korkusu
  • Uçma korkusu (Aviofobi)
  • Yabancılardan korkma (Ksenofobi)
  • Yalnızlık korkusu (Manofobi)
  • Yılan korkusu (Ofidiyofobi)
  • Yükseklik korkusu (Akrofobi)

Bu listeye yüzlerce yeni satır eklemek mümkün.

Ama, şimdi DURUN! Yukarıdaki listeyi biraz daha dikkatle inceleyin. Acaba sizde de bu korkulardan var mı? Ya da listeye eklemek istediğiniz başka korkular?

Örneğin beş-on kişilik bir grubun önünde konuşmanız gerektiğinde eliniz-ayağınız birbirine dolaşıyor mu?

Sınava girdiğinizde çok iyi bildiğiniz şeyler bir anda aklınızdan uçup gidiyor mu?

Asansöre veya uçağa binmekte zorlanıyor musunuz?

Pek çok yöntem denediniz ama başarılı bir sonuç elde edemediniz mi?

Bunların hepsine EFT sayesinde çözüm bulmanız mümkün. Çünkü yaklaşık 15 yıllık EFT tarihi boyunca binlerce, onbinlerce insan korkularıyla yüzleşip normal yaşantılarına döndüler.

EFT, PTSD (Post Traumatic Stress Disorder – Travma Sonrası Stres Bozukluğu) gibi ağır vakalarda bile umulmadık başarılar sağlamıştır. Bu nedenle, korkularla başa çıkmada çok daha hızlı ve etkin sonuçlar alınmaktadır.

Korkularınızdan korkmayın! Onlarla yüzleşin! Onlarla barışın!

EFT korkularınızdan arınmada size yardımcı olacaktır. Korkunuzun nedeni bilinçli zihninizin erişemediği kadar derinlerdeyse bile, Bilinçaltı Sorgulama onu yüzeye taşıyacaktır.

Yeter ki siz, korkularınızla yüzleşmeye hazır olun!

Bizi arayın: 0216 450 5784 – 0533 339 0959 – 0533 472 7723

Ahmet Aksoy

Mar 152013
 
178 views

Kişisel Gelişim ve Bilimsel Gerçeklik Kişisel Gelişim konusunu, bir çok kişinin bir tür “zırvalar silsilesi” olarak gördüğünü düşünüyorum. Açıkçası, üç-beş yıl öncesine kadar ben de benzer şekilde düşünüyordum.

Ancak, 1990′lardan bu yana bilimsel bilgilerimizde pek çok depremler yaşadık. Yaşamaya da devam ediyoruz.

Örneğin insan beyni ile ilgili temel bilgilerimizden pek çoğu değişti. Bunları sıradan bir vatandaşın gözlemleri olarak yazıyorum. Bize öğrettiklerine göre, ya da daha doğrusu benim aklımda kalanlara göre, insan beynindeki hücreler çocukluk yıllarında tamamlanan çoğalma aşamasından sonra, sadece azalmaya mahkumdu. Ayrıca beynimizdeki bölgelerin yerleşimine bağlı olarak herhangi bir nedenle yitirilen hücreler nedeniyle ilgili fonksiyonlar da zarar görür ve bunu onarmak mümkün olmazdı.

Oysa şimdi “neuro-plasticity” kavramının pek çok örnekle desteklenen işlevlerine baktığımızda; beyin hücrelerinin sürekli yenilendiğini, işlev değiştirdiğini, gerektiğinde başka fonksiyonları üstlenmek üzere başkalaşım geçirebildiğini gösteriyor.

Genetik bilgilerimiz de benzer durumda değil mi? Nöroplastisite kavramının beyin hücrelerimize tanıdığı esneklik, epigenetik kavramlarıyla tüm genetik sisteme de taşınmış durumda. İki artı ikinin kaç edeceği artık sadece genetik kodlarla değil, çevresel koşullar da dikkate alarak belirleniyor.

Benzer değişiklikler bilimin başka alanlarında da yaşanmıyor mu?

İşte bütün bunlar, bilimsel katılığın, yerini daha toleranslı bir bakış açısına terketmesi gerektiğini gösteriyor. Bu esneklik bilimsel doğrulardan vazgeçerek, onlardan ödün vererek değil; bakış ve değerlendirme perspektifimizi biraz daha genişleterek, esneterek yapılmalıdır.

Henüz bilimsel olarak kanıtlanmamış olguları reddetmek yerine, onları bu genişletilmiş perspektife göre değerlendirmek çok daha sağlıklı olmaz mı?

Örneğin eski Çin uygulamaları olan akupunktur veya akupressure sistemleri, insan vücudunda enerji meridyenleri bulunduğunu varsayar.  Ama, bu meridyenlerin varlığı bu güne kadar bilimsel olarak kanıtlanabilmiş değil. Yaygın bilimsel görüş, kanıtlanamayan önerilerin reddedilmesiyle sonuçlanıyor.  Bilimsel olarak kanıtlanamıyorsa reddedelim!

O zaman akla şu soru geliyor: Newton’dan önce yerçekimi yok muydu? Çekim yasalarının işlevini gösterebilmesi için onların yasalaştırılması şart mıdır?

1960′lı yıllarda Kuzey koreli bir profesör olan Kim Bong Han tarafından keşfedilen ve kendi adıyla “bonghan channels, bonghan ducts” olarak anılmakta olan bazı organların enerji meridyenlerinin yer aldığı düşünülen bölgelerde yoğunlaştığı ve akupunktur noktaları üzerinden dış dünyayla alışverişte bulunduğu söyleniyor. Hatta bu organların oluşturduğu ağın kan ve lenf dolaşımı gibi üçüncü bir dolaşım sistemi olabileceği belirtiliyor.

Bu bilgiler, benim uzmanlık alanımın dışında olduğu için net ve kesin bir değerlendirmede bulunmam mümkün değil. Fakat ben şunu yapmanın daha gerçekçi olacağını düşünüyorum: Bilimsel bir açıklaması yapılamasa da benzer koşullarda tekrarlandığında benzer sonuçlar veren uygulamalar gerçeği yansıtır. Burada önemli olan girdilerle çıktıların uyumudur.

Örneğin EFT (Emotional Freedom Techniques) sistemi, bazı akupunktur noktalarına parmak uçlarıyla vurarak uygulanıyor. Ben bu yöntemi kendi üzerimde yüzlerce kez uyguladım ve beklediğim sonuçları aldım. Aynı yöntemi başkalarına da uyguladım ve yine beklenen sonuçlara eriştim. Bu durumda, insan vücudunda enerji meridyenlerinin bulununup bulunmadığı, ya da Bonghan korpüsküllerinin uyarılmasının bilinmeyen bir dolaşım sistemini harekete geçirip geçirmediği beni çok fazla ilgilendirmiyor. Sadece, yaptığım uygulamanın sonucunda beklediğim sonuçları alıp almadığım önemli.

Bırakılan taşın yere düşmesi gibi, parmak uçlarıyla insan vücudundaki bazı noktalara yapılan vuruşlar fiziksel, zihinsel veya duygusal bazı sorunların üzerimizdeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırabiliyorsa ve bundan insanlar yararlanabiliyorsa, yapılan iş doğrudur. Zamanı geldiğinde, birileri de bunun bilimsel nedenlerini araştırır, bulur.

Yapılan istatistikler, EFT ile elde edilen olumlu sonuçların %85-%97 arasında olduğunu gösteriyor. EFT’nin sadece placebo etkisi yaratıyor olabileceği savı da bu nedenle gerçekçi değil. Çünkü placebo etkisinin maksimum olumlu değeri ancak %60′lar düzeyine erişebiliyor.

Kişisel Gelişim konusuna “Dene ve Gör” yöntemiyle bakıyorum.

Önce Hızlı Okuma ile başladım. Sonuçlarını aldım. Üstelik bir yan etki(!) olarak yakın gözlüklerimden de kurtuldum.

Şimdiyse EFT (biz buna Tepeleme diyoruz) ile uğraşıyorum ve bu yöntemi herkesin öğrenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu ve benzeri konulardaki araştırmalarımı ve denemelerimi sürdürüyor ve önümdeki yolun beni nereye taşıyacağını heyecanlı bir merakla bekliyorum.

Ahmet Aksoy

Mar 082013
 
204 views

zenginlik

Zengin Olmak İster misiniz?

Zenginlikle İlgili İnançlar Anketi

Aşağıdaki açıklamaları okuyun ve yanıtlayın. Daha rahat edecekseniz, sayfanın alt tarafındaki Yazdır seçeneğini kullanabilirsiniz. (Sadece ilk 2 sayfayı bastırmanız yeterlidir.)
Tamamen katıldıklarınıza 2 puan, kısmen katıldıklarınıza 1 puan, hiç katılmadıklarınıza ise 0 (sıfır) puan verin. Yanıtlarken uzun uzun düşünmeyin. Hızlı bir şekilde ve mümkünse ilk aklınıza gelen seçeneği işaretleyin. Bu bir mantık bulmacası değildir. Sadece sezgilerinize kulak verin.

01- (   ) Çok para kazanmak için insanları sömürmek lazım.
02- (   ) Daha fazla kazanabilmek için çok daha fazla çalışmak zorundayım.
03- (   ) Zenginlik insana mutsuzluk getirir.
04- (   ) Para kazanabilmek için önce büyük bir sermaye olması lazım.
05- (   ) Ben para kazanmakta becerikli değilim.
06- (   ) Benim anne veya babamdan daha fazla kazanmam mümkün değil.
07- (   ) Sadece hayalperestler zengin olacaklarını düşünür. Oysa ben gerçekçiyim.
08- (   ) Ne kadar fazla paraya sahip olursam, o kadar fazla sorunum olur.
09- (   ) Ben başarılı olursam arkadaşlarım beni kıskanır ve benden uzaklaşır.
10- (   ) Çok fazla yükselirsem, o kadar kötü düşerim.
11- (   ) Zengin olmadığım için kendimi daha güvende hissediyorum.
12- (   ) Fakir insanların, namusuyla çalışarak zenginleşmesi mümkün değildir.
13- (   ) Ben başarısız biriyim.
14- (   ) Paran çoksa, o para seni de yönetmeye başlar.
15- (   ) Bu devirde bir dayın olmadan başarılı olamazsın.
16- (   ) Gelecek bana hiç te güzel şeyler vaat etmiyor.
17- (   ) Fazla para insanı baştan çıkarır.
18- (   ) Hayal kırıklığı yaşamamak için beklentilerimi küçük tutmalıyım.
19- (   ) Zengin insanlar açgözlü ve acımasız olur.
20- (   ) Bana kimse yüksek ücret ödemez.

Şimdi verdiğiniz puanları toplayın:

1- Toplam puanınız 10’dan azsa zenginlikle ilgili kısıtlayıcı inançlar konusunda şanslısınız demektir.
2- Toplam puanınız 10 ile 20 arasındaysa durumunuz çok vahim olmasa da, bu konuda önlem almanızda yarar var diyebiliriz.
3- Toplam puanınız 20 ve üzerindeyse acil yardım almanız gerekir. Sahip olduğunuz kısıtlayıcı inançlar, yaşamınız üzerinde ağır bir baskı oluşturuyor ve sağlıklı kararlar verebilmenizi engelliyor. Mutlaka bir İçsel Temizlik çalışması yapmalı veya yaptırmalısınız.

Zenginlikle ilgili duygular ve sezgisel değerlendirmeler genellikle çocukluk dönemlerinde şekillenen karmaşık mekanizmalardır. Pek çok insanın bilinçaltında zenginliğin refah değil, bela getirdiği düşüncesi yatar. Bu insanlar, bu nedenle, kendilerini korumak içgüdüsüyle farkında bile olmadan kendi çabalarını sabote ederler. Çok çalıştığı halde bir türlü karşılığını alamayan insanların yaşadığı bu ikilem, aslında, kısıtlayıcı inançlarının eseridir.

Önümüzdeki günlerde bu konuya ilişkin arınma, temporal tepeleme, alfatrans gibi yöntemleri irdeleyen yeni yazılar yayınlayacağız.

Eğer anketten yüksek puan aldıysanız, mutlaka bizi izleyin!

Gamet Gelişim